Refarandum sandığına neden boykot?

Ali Erdoğan
29 Temmuz 2010

Her ülkede iki büyük güç vardır: Tabiat ve Halk. Tüm değerleri yaratan halktır. Demokrasiden, emekten yana olanlar halka sonsuz bir inançla bağlanırlar. Kendi çıkarlarını ve kişisel egolarını tatmini için, iktidarı kaybetmemek uğruna gerici mihrakların oyunlarına alet olup oynun aktörü olanlar ise ülkede demokrasinin yerleşmesini istemezler. Halka sürü gözüyle bakarlar. Onların aydınlanıp etrafını görmelerine olanak vermezler. Halkın dini duygularını çarpıtarak halkı yönlendirmeye çalışırlar.


Demokratik bir yaşamdan, halkların kardeşliğinden yana olanların eksikliği: Gerçekleri yeterince halka anlatamıyorlar. Halk ne sağır, ne de kördür. Ne de aptaldır... Halkın tek günahı: bilgisizliği ve aldatılmışlığıdır. Yok sa halk ister mı ki: Her gün evlerine evlatlarını cenazeleri gelsin? Ülkesinde mülteci gibi sürünsün? Baba ocağını terk edip varoşlara dolup, 2-3 aile aynı gecekondu da yaşama savaşı versin? Anneler her gün gözyaşı döksün? Bu halk deli mi, bu halk kör mü? Bizler halka gerçekleri duyurabildiğimiz gün, halk bizlere bu acıyı yaşatmayı reva görenleri sırtından söküp atacaktır. Halk bilse ki, Cumhuriyetle yönetilen devletlerin anayasalarında “Sosyal devlet” olma ilkesi vardır. Bunun anlamını iyi kavrarsa. Orda yaşayan tüm halkların eşit haklara sahip olduğunu (dili, kültürü, siyasi örgütlenmesi) bilse, ortada hiç bir mesele kalmaz. Halk ve emek düşmanları kendi ırkını ve özel çıkarlarını düşündükleri için, demokratik bir yaşamın düşmanıdırlar. Baskı ve sömürüden yanadırlar. Onun için de kan dökmeden çarklarını döndüremezler.


Bir ülkede en büyük güç halktır demiştik. Ülkeyi idare eden egemen güçler, yaptıklarını ve yapacaklarını, yandaşları eliyle halka onaylatmak zorundadırlar. Bunun için halkı önceden çeşitli oyunlarla hazırlarlar. Başta dini duyguları kullanırlar. Halkı aç bırakarak istedikleri tarzda terbiye ederler. Sadaka dağıtarak kendilerine muhtaç duruma sokarlar. Bir kısmına da işkence ederler, sürerler baba ocağından. Failimeçhul bir tarzda ortadan kaldırırlar. 20 bini aşkın failimeçhul varmış, hesabını veren bir yönetim gördünüz mü bugüne dek? Böylece onları yıldırırlar. Kendilerin getirdikleri her şeye evet demeye mecbur hale getirirler. Bugün değiştirmek istene kısmi Anayasanın hepsi bu yöntemle % 98’le kabul edilmişti 1982’de. 12 Eylül Anayasası’nı içine sindiren bir vatandaş var mı ülkede?


Anayasa, o ülkenin aynası olmalı. Ülkede yaşayan tüm halklar ve kesimler, o aynaya baktıklarında kendilerini orada görebilmeliler. Herkesin güvencesi olmalı... Bu nedenle denir ki:” Bir ülkede muhalif seslerin yasal güvencesi varsa, o ülkede demokrasiden söz edilir”.


Böyle bir anayasa içinde, tüm siyasi partilerin, tüm halkların, sivil toplum örgütlerin ve diğer tüm kesimlerin içinde olduğu bir organizasyon kurulmalı. Çağdaş, evrensel demokratik kuralları içeren, herkesin sesi olan bir Anayasa hazırlanmalı. İşte o zaman, ülkede barış rüzgarları eser. Her gün cenazeler gelmez. Faili meçhullar son bulur. Herkes baba ocağına döner. Özlemler son bulur, hasretler kavuşur. İşkenceler son bulur. Ülkenin can damarı olan ormanlarımız yakılmaz. Kirli savaşa harcanan ve harcanacak olan milyar dolarlar ülkenin kalkınmasına harcanır...


Getirilmek istenilen kısmi Anayasa tadilatıyla, keyfi uygulamalarına engel olan Anayasa Mahkemesi’nin oluşumunu ve yüksek yargı organlarını kendi yararlarına uygun tarzda değiştirmek için, bir kaç maddenin arkasına gizleterek hayata geçirmek istiyorlar. Bu değişiklik halka bir yarar sağlamadığı gibi, ülkede dikta bir rejimin önünü açacaktır, 12 Eylül Anayasası kalıcı hala gelecektir.
Hepiniz bilirsiniz. Merhum Aziz Nesin’in bir eseri vardı: “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz”diye. Türkiye’de, Türklerden başka hiç bir halk yaşamıyor sanılır. Kürtler bunun başını çeker. Askere giderler. Artı 100 bin korucu olacak şekilde. Vergi verirler. Oy kullanırlar. Ama Anayasa’da ve yasalarda varlığı görülmez. Yani yasal olarak böyle bir halk yaşamıyor Türkiye’de. Ana dilini, kültürünü kullanamaz. Siyasi olarak örgütlenemezler.


Sonuç olarak: Demokratik, çağdaş bir Anayasanın oluşmasından yana olanların ve kendini o anayasada görmeyenlerin, figuran olarak sandık başına gitmemelerini öneririm...