Yangınların ve Ölümlerin Arasında Munzur Festivali

Ergin Doğru
26 Temmuz 2010

Munzur Festivali'nin  kutlandığı ilk günlerin benzerini yaşıyoruz. Tarih boyunca baskı altında tutulan Dersim, 90'lı yıllarda tarihte yaşadığı baskı politikalarının benzerini yaşıyordu. Her gün çatışma  ve ölüm haberleri duyuluyordu. Ormanlar yanıyor, insanlar işkenceden geçiriliyordu. Her gün basılan köylerde yaşamak artık imkansızlaşıyordu. Köylere konulan gıda ambargosu ile yaşam adeta cehenneme çevriliyordu. Tüm yaşananlar yetmezmiş gibi artık köyler güvenlik güçleri tarafından yakılmaya başlanmıştı. Özcesi Dersim, zulüm altında inletiliyordu. Tamamen tecrit altına alınmış Dersim'in ve benzer kaderi yaşayan Kürt coğrafyasının haykırışları duyulmuyordu. İşte bu tecridi kırabilmek, kendi insanlarına yardımcı olmak ve kendi tarihine, kültürüne, kutsalına sahip çıkmak isteyen bir grup Dersim sevdalısının geliştirdiği Munzur Festivali, o günün koşulları için festivalin çok ötesinde bir anlam ifade ediyordu.

Yüreği Dersim sevgisi ile dolu bir avuç güzel insanın, kendi insanına sahip çıkmak ve sürgündeki Dersimlilerin yüzünü ve yüreğini tekrar Dersim''e çevirmesi için düşündükleri festival, etkili olmuş ve büyük heyecan yaratmıştı.

İlk festival baskılara rağmen kısıtlı olanaklarla gerçekleştirildi ve etkili de oldu. Sürgündeki Dersimlilerin dikkati tekrar kutsalına çevrilmişti. Dersim'de yaşanan vahşet tüm dünyaya duyurulmuş ve bir duyarlılık yaratılmıştı. Bugün onuncusunu kutlayacağımız Munzur Doğa ve Kültür Festivali'ne geldiğimizde ise ülkede ve Dersim'de çok fazla şeyin değişmediğini görüyoruz. Vahşetin boyutu 90'lı yıllardaki kadar olmasa da yeniden o günleri yaşıyoruz. Yeniden ölüm haberleri ve cenazelerle duygu dünyamız sarsılıyor. İçerisinde ziyaretgahlarımızın olduğu dağlarımız bombalanıyor, ormanlarımız yakılıyor. Ovacık'ta yeniden OHAL uygulamaları görülüyor ve en önemlisi de bu yıl ilk kez ikrar verdiğimiz, üzerine yeminler verdiğimiz kutsalımız Munzur'un katledilmiş halini de göreceğiz. Bu yıl Munzur özgür akamayacak; çünkü Dersim'in cellatları insanlarıyla yetinmedi; dağı, ormanı, suyu, bitkisi özcesi doğasını da adım adım katlederek Dersim'i yok ediyor.

Bu coğrafya ve insanları acılarıyla sevinmeyi de bir şekilde öğrendi; ama ister istemez akla gelen yeniden acının taşlarının döşendiği, adım adım doğamızın katledildiği, yeniden gençlerimizin cenazelerini omuzlarımızda taşıdığımız bugünlerde nasıl bir festival sorusu dur. Geçmiş festivallere yönelik çeşitli eleştiriler yapılmıştı. Kimi haklı, kimi ön yargılı ve yıpratma amaçlı bu eleştirileri düşündüğümüzde bu yılki festivalin güncel anlamını karşılamaya yetmiyor. Zira bu festivalde konuşulması gereken hangi sanatçı, panele kimin katılacağı, kimin konuşacağı vb. konular değil.

10. festival tıpkı birincisinde olduğu gibi bir anlam taşıyor. Kanımca ilkinde tecridi parçalayıp Dersim'in sesini duyurmak gibi bir amaç vardı ve önemli bir rol oynadı. Bir araç olarak festival, kuşatılmışlığın tecridini kırdı ve sürgündeki Dersimliler yeniden kendi kutsalı olan Dersim'iyle buluştu. Bu festival de buna benzer bir rol oynamalıdır. Festival yeniden başlayan ölümlere karşı yaşamın haykırışına dönüştürülebilmelidir. Barışın sesi Düzgün Baba' da daha güçlü yankılanmalıdır.

Sadece yaşamı insan olarak düşünmemeliyiz adım adım katledilen doğamız ve yok edilerek köleleştirilmeye çalışılan Dersim kimliğinin özgürleştirilmesinin de adımı yapılmalıdır. Festival katılımcıları eğlencenin yanında mutlaka yakılan dağlara yüzünü dönerek yeni bir sivil itaatsizliğe adım atmalıdır. On binler, yanan ormanlara yürümeli yaktığınız yerde yeniden yaşamı yeşertebileceğiz diyebilmelidir.

Bu festival ayrıca asimile edilmek istenen dilimize, kültürümüze sahip çıkmanın daha fazla öne çıkarıldığı örnek festival olmalıdır, asimilasyoncu zihniyete karşı müzikten panellere ve tiyatrolara değin anadilimizin öne çıkarıldığı ve asimilasyonu ret etme festivali olmalıdır. Kemalizmin laboratuvarı olarak kullanılmış Dersim'in bundan sonra Kemalizmin tüm etkileriyle silineceğinin kararlılığının göstergesi olmalıdır. Elbette kardeş kültürler ve diller Dersim'in zenginliği içerisinde yaşatılmalı; ama kendi kutsalımızda anadilimize hasret kalmanın ucubeliğinden de kurtulmalıyız.

En önemlisi de ormanlar yanar, insanlar ölürken savaş tamtamcılarının saldırganlığının üst sınırında olduğu bir süreçte tüm bunları görmeyip kendini sadece festivale endeksleyen, buradan bireysel ve kurumsal rant sağlamaya dönük Dersim rantçılarına da gereken cevap verilmelidir. Bir halkın iradesini tanımayan, değerlerini hiçe sayan özel savaş elemanlığının ötesinde Dersim'le alakası kalmamış rantçılar, Dersim'in gerçek sahibi olan halkımızdan gereken cevabı alabilmelidir. Halk kimliğine ve
birliğine yönelmiş olan bu rantçılara karşı demokratik tepkisini ortaya koymalı, onları teşhir edebilmelidir. Halkımızın yaşadığı acıları ranta çeviren bu utanmazlara Kırmanc, Kırdaski, Ermenicesiyle Dersim birliği hissettirilmelidir.

Yüreğimiz buruk da olsa, ölümlerin, yıkımların arasında anlamlı bir değerler bütününü ancak amacına uygun bir  Munzur Festivali ifade eder. Yoksa türküler eşliğinde halaylar çekmek, gezmek, eğlenmek kendi başına bugünkü Dersim gerçekliğini karşılamaz. Ne kadar da “acıyı bal eylemeyi “ bilen bir toplumun devamı olsak da acıların sürdüğü bir coğrafyada  acıyı bal eylemek ancak halkımızın kazanacağı kimlik, kültür ve özgürleşmesiyle mümkündür.