Demokrasinin sınıfsallığı...

Tayfun Şen
10 Mart 2010

Demokrasi, siyasal anlamda kuşkusuz bir devlet biçimidir

Her devlet gibi, Demokratik Cumhuriyet'te bir sınıfın başka sınıf veya sınıflar üzerine baskı aracıdır. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin varlığı koşullarında, en ileri demokrasi bile, üretim araçlarına sahip olan sınıfın, emeği ile geçinmek dışında başka bir araca sahip olmayanlar üzerinde egemenliğinin bir aracıdır.

Daha ileri gidelim. Demokratik Cumhuriyet, kapitalizmi geliştirir. Sermaye kesimi için olabilecek en iyi devlet biçimidir de. Bu devlet biçiminde sermayenin şu veya bu bölüntüsü, (veya ülkemizde olduğu gibi 'devlet sınıfları' sermayenin geniş bir bölümü karşısında bir tür egemenlik kuramaz) diğerleri üzerinde özel bir imtiyaza sahip olamaz. Böylece para, en güvenli egemenlik biçimini Demokratik Cumhuriyet'te bulur.

Demokratik Cumhuriyet toplumsal olarak eşit olmayanı, siyasal olarak eşitler. Bu Demokratik Cumhuriyet'in çelişkisidir. Demokratik Cumhuriyet'in sosyalizm için istenen tarafı da çelişkidir. Sömürüyü gizleyen bütün pre kapitalist siyasal örtülerin atılmasıdır. Paranın egemenliğinin çıplak halidir Demokratik Cumhuriyet.

Demokratik Cumhuriyetin ırkı, dili, dini olmaz.

Siyasal alanda para dışında olan bir imtiyazın, (örneğin türk olma imtiyazı, türkçe konuşma imtiyazı, beyaz ırktan olma, müslüman ya da hristiyan olma, sunni olma gibi) reddedilmesidir.

Bu aynı zamanda kapitalistin çalıştırdığı işçinin derisinin rengi, ırkı, dili vb. ile bir ilişkisinin olmaması anlamında, siyasal alana bir yansımadır da.

Ordunun, yargının, devlet yüksek bürokrasisinin topluma yaydığı geri üretim ilişkilerinin yansımalarının ortadan kaldırılmasıdır.

Bir kapitalist için işçisinin Türk, Kürt, Laz vb. kökenli olmasının zerre kadar önemi yoktur. Onun için önemli olan parasının para getirmesidir.

Siyasal devlet biçimi olarak, para dışında bir imtiyazın korunduğu devlet biçimleri sermaye kesiminin şu veya bu nedenle pre-kapitalist dönemden gelme egemenlik biçimleriyle simbiyoz bir ilişki içinde olduğu anlamına gelir. Bu tür devlet biçimleri altında en fazla acıyı ve yükü alt sınıfların çektiğini söyleyebiliriz. Alt sınıfların, bu pre-kapitalist kalıntılardan kurtulmak için büyük bir çaba ve mücadele içine girmelerinde şaşılacak hiçbir şey yoktur. Tersine, böyle olmaması işin doğasına aykırı olurdu.

Kürtler, devletteki türk imtiyazlılığına karşı mücadeleye gireceklerdir. Dinlerini devletin istediği gibi yaşamak istemeyen müslümanlar, devlet dinine karşı çıkacaklardır. Dini resmileştiren, alevileri ve ateistleri dışlayan bir yapıya, kuşkusuz aleviler, ateistler karşı çıkacaklardır. Erkeği imtiyazlı kılan bir siyasal yapıya, kadınlar, farklı cinsel tercihe sahip olanlar karşı çıkacaklardır.

Bu ülkede işçi sınıfı ise,Türk, Kürt, Laz, Ermeni vb. etnik kökenden gelmektedir.

Bu ülkede işçi sınıfı Türkçe, Kürtçe, Lazca, Ermenice vb. anadilinde konuşur.

Bu ülkede işçi sınıfı müslüman, alevi, hristiyan, ateist vb. dir.

Bu ülkede işçi sınıfı kadın, erkek, eşcinsel vb. cinslerden oluşmaktadır.

Varolan türk etnisine dayanan, türkçe konuşan, kendi tarzında müslümanlığı benimseyen ve erkek olup bunu tüm topluma dayatan bir siyasal yapı, işçi sınıfını parçalamakta, birbirlerine düşürmekte, bir kesimine sağladığı bu imtiyazlarla diğerleri üzerine toplumsal bir baskı yaratmaktadır.

Demokrasi için mücadele, işçi sınıfı içindeki imtiyazlılığın kırılması ve birliğinin sağlanması olduğu kadar, ezilen diğer toplumsal alt sınıfların desteğini sağlanması anlamına gelir.

Bunu hiçbir ekonomik mücadele sağlayamaz.

Demokrasinin sınıfsal olduğunu söyleyerek, tüm bu imtiyazlılık rejimine karşı sosyalizmi ileri sürmek, niyetlerimizi gerçeklerin, toplumsal gerçekliğin önüne geçirmek demektir.

Kuşkusuz, imtiyazlılık rejimlerine karşı demokrasi dışında başka yöntemlerle sosyalizmi kurmaya çalışanlar oldu. Korkunç bir baskı rejimi kurarak karşı karşıya kaldıkları bu sorunları çözmeye kalktılar.

Çünkü demokrasi sınıfsaldı ve sosyalist olarak kendileri iktidarı aldıklarında, artık proletarya demokrasisi işlemeye başlayacaktı. Ancak bu proletarya demokrasisi, burjuva demokrasisini bile arattı. Çünkü, demokrasi dışında işçi iktidarı, belirttiğimiz imtiyazlılıkların getirdiği sorunları çözmedi. Çoğu kez, ve özellikle ulus imtiyazlılığının üzerine oturdu. Ve demokrasi dışında izlenen çözüme sosyalizm adı verildi. Adı sosyalizm olduğunda sorunlar çözülmedi kuşkusuz, sadece baskılanabildi. Koşullar oluştuğunda ise, çözümsüzlük bu yapıların üzerine yıkılıverdi.

Evet biz biliyoruz ki, kapitalizm koşullarında en ileri demokrasi bile, sermayenin egemenliğini yıkmayacak.

Ama biz yine biliyoruz ki, kapitalizm koşullarındaki en ileri demokrasi, işçi sınıfına sermaye egemenliğinin yıkılmasının en uygun koşullarını sunacak.

Ve bu mücadeleden geri duran bir sosyalizmin, işçi sınıfının birliğini, diğer ezilen alt kesim ve sınıfların desteğini sağlaması mümkün değildir.

Belki yıllar içinde ( en çok alt sınıflara acı çektirerek) sermaye kendi hegemonyası altında bir tür demokratik cumhuriyet sağlayacak. (liberal demokratların arzusu).

Ama bu mücadelede yer almayan sosyalizm, bu durumda ancak sosyal haklar ve belki bir sosyal devlet ile yetinmek zorunda kalacak...