BDP Kongresi ve devrimci sürecin partisi
Veysi Sarısözen
03 Şubat 2010
BDP kongresi yapıldı.
Bu kongre ile birlikte, Kürt özgürlük hareketinin öncülük ettiği tarihsel Kürt legal hareketi Türkiyelileşme yönünde önemli bir adım attı.
Bu adım nasıl bir şey?
Medyaya bakarsak, bu adım, 'Kürt sorununu merkeze alma' politikasından 'geriye' doğru bir adım. Kimisi bu nedenle sahte memnuniyet gösterileri yapıyor. Amaçları Kürtlerin ulusal duygularını kaşımak ve onlarda atılan adıma karşı bir hoşnutsuzluk yaratmak.
Boşuna gayrettir bu.
Kongrenin yaklaşımı bir taviz değil. Başarılamayanı başarma kararlılığı.
Konuya yakından bakalım:
Fırat'ın Batısında 1960 ve 70'lerde yaşanan neydi? Zaman zaman devrimci durumun eşiğine gelen bir devrimci süreçti. Baskın 'etnisitesi' Türk olan bir devrimci süreçti. İyi de, bu süreç başka halkları doğrudan ilgilendirmeyen bir 'milli' hareket miydi? Evet, bu hareketin içinde sınıfsal yanı ağır basan hareketlerin yanısıra 'milli' yanı ağır basanlar da vardı. Ama bu hareket özünde devlet iktidar güçlerine karşı bir demokratik devrimci politik hareketti, onun sınıf tabanı emekçi halktan oluşuyordu.
O nedenle bu harekete yalnız Türkler katılmadı. Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Araplar, Çerkesler ve diğerleri de bu hareketin saflarında yer aldı. Hiç kimsenin aklından 'bu süreç bir Türk milli devrimci sürecidir' türünden bir düşünce geçmedi.
1970 sonunda Fıratın Batısında işçi sınıfı, demokratik güçler bölünmeye, zayıflamaya ve geri çekilmeye başladı; devrimci sürecin merkezi Batıdan Doğuya kaydı.
Fıratın Doğusunun Batıdan farkı, buradaki kitlenin ezici çoğunlukla Kürt olmasıydı. Ama nasıl devrimci sürecin taşıyıcı güçleri Batıda Türk olduğu için, bu süreç bir 'Türk süreci' değil idiyse, burada da devrimci sürecin taşıyıcı güçleri Kürt olduğu halde, bu devrimci süreç bir 'Kürt süreci' değildi.
Batıda devrimci sürecin baskın özelliği anti emperyalist ve demokratik olması iken, Doğudaki devrimci sürecin baskın özelliği 'ulusal, demokratik' olmasıydı. Bu da Doğu'daki 'ulusal sorundaki çözümsüzlüğün' doğal bir sonucuydu. Onun öncülüğünü Kürt özgürlük hareketi yüklendi; bu hareket başından beri sosyalist ve devrimci bir hareketti; sınıfsal temeli emekçiydi.
Farkların olması doğal. Hiç kimse Fıratın Batısı ile Doğusunun aynı şey olduğunu zaten söylemiyor.
Farklar böyledir de, ortak olan nedir? Ortak olan öncülerin devrimci, sosyalist gelenekten gelmeleri, sınıf temellerinin emekçi, yoksul halklara dayanmasıdır. O nedenle bugün Doğuda yaşanan devrimci süreç, 1960 ve 70'lerde Batıda yaşanan devrimci sürecin nitelikçe daha üst aşamaya ulaşmış olan devamından başka bir şey değildir. Sosyalistler olarak bu gerçeği görmekte geciktiğimizi itiraf etmeliyiz.
Şimdi bu devrimci sürecin yasal partisi bir Türkiye partisi olarak tüm sola, demokratlara ve demokrat müslümanlara kapılarını açıyor, onları saflarına çağırıyor.
Bu çağrıya uyanların sayıları hızla artıyor. Bu işin özgünlüğündeki 'Kürdi' yanla, evrenselliğindeki 'sınıfsal' öz arasındaki bağ giderek daha iyi anlaşılıyor.
Kısaca tartışma, kapışma, kavga, bölünme, birlik, yeniden dağılma filan labirentinden çıkıyoruz. Her şey açık: Devrimci sürecin yasal partisi gözümüzün önünde duruyor. Bu parti karşısında tutumuz ne?
Şu andan başlayarak, kitlelerle buluşabiliriz; birbirimizle 'nasıl bir program, nasıl bir parti' sorularıyla başlayan, hiç bir zaman disiplinle yapılamayan tartışmaları yapmadan, birlik kombinezonları esnasında birbirimizi çok 'seviyormuşuz' numaralarına başvurmadan, birliği ilk fırsatta bizim hegemonyamızda nasıl ayrıştıracağımıza kafa yormadan, hatta birbirimizin suratına bile bakmadan gidip bir BDP örgütüne yazılabiliriz; sonra da milyonların hareketinin saflarında yer aldığımızı düşünerek, birbirimize karşı yaptığımız kabadayılıkları bu partide yapmanın yakışık almayacağını, bu partiyle 'oyun' oynanamayacağını, devrimci sorumluluk ve disiplinin bunu gerektireceğini kavrayabiliriz.
'Örgütlerimiz ne olacak?'
Soru yerinde. Örgütler yerli yerinde kalmalıdır. Ortak stratejiyi BDP ile birlikte yaşama geçirirken, BDP'ye katılan her özne, ister birey olsun, ister grup ya da parti olsun, bu stratejinin yaşama geçirilmesine kendi katkısını örgütlü olarak yaptığı zaman muazzam bir enerji açığa çıkacaktır. Partideki 'örgütlü çeşitlilik', toplumdaki 'örgütsüz çeşitliliği' devrimcileştirici bir rol oynayacaktır.
Sanılandan basit bir şeydir bu; kişi BDP 'üyesi'dir; onun partisi, ya da grubu ise aynı zamanda bir ÇATI olan BDP çatısının resmi olmayan parçasıdır...






