Milliyetçi -Kemalist Solun Son Temsilcisi :TKP
Ergin Doğru
28 Ocak 2010
Türkiye sol hareketinin en büyük problemlerinden biri, kemalizmin yörüngesinden çıkamamasıdır. Var olan bu Kemalizm aşkı, şovenizm boyutuyla zuhur etmekte. Evrensel sol değerlerden koparak oluşan Anti-Amerikancılık, bir süre sonra kendini milliyetçi ulusçuluk şeklinde gösteriyor. Kemalist solun kendini en belirgin olarak gösterdiği konular başında ise, genelde cumhuriyetin kuruluş mantığını sorgulayan ve zorlayan alanlar geliyor. Bu anlamda sol açısından en belirgin öğe, turnosol görevi gören Kürt sorunudur. Kürt sorununa yaklaşım bu anlamda sol siyaset açısından, sol değerler açısından bir kıstas görevi görüyor. Birçok konuda olduğu gibi sol siyasetlerin, duruş ve pozisyonlarının nereye evrileceği konusunda Kürt sorunu bir ipucu olarak belirleyiciliğini sürdürüyor.
Bugün Kemalist milliyetçilik bataklığında debelenen birçok aydın, siyasetçi ve sol siyaset açısından bunu rahatlıkla gözlemlemek mümkündür. Sisteme soldan yedeklenen ve pay sahibi olmak isteyen bu kesimlere her gün yenileri katılmakta. Kemalist-milliyetçi, ordusever sola doğru kayış işaretlerini çok önceden vermeye başlayan TKP ise, bugün artık bunu gizleme gereği bile duymuyor. Kürt özgürlük hareketine düşmanlık temelinde oluşturulan siyasal çizgi, giderek Kürt düşmanlığına evrilmektedir. Uzun süredir cumhuriyetin nimetlerini! Sahiplenen, bu anlamda ülkede ciddi bir şeriat tehlikesi keşfederek, yerini Kemalist ordunun yanı gören TKP, artık Kürtlere saldırmaktadır. Geçmişte güneydeki Kürt liderler üzerinden Kürtlere hakaret etmeyi anti emperyalist bir duruşla izah eden bu parti, artık Türkiye Kürtlerini de o temelde değerlendirdiğini gösteriyor. Zaten Kemalist milliyetçilik açısından Kürdün nerede olduğu farketmiyor; çünkü bu, sistem için de farketmemektedir. Egemenler için Irak'ta, İran'da ya da herhangi bir yerde Kürt ne ise TKP için de odur. Yani Kemalist ordu ile birebir uyumlu.
TKP'nin sitesinde Yurdakul Er adında bir kişi, Hatip Dicle'ye "faşist" diyerek ona hakarette bulunuyor. Yurduna kul “er” diye geçinen bu kişi yazısında Kürtlere tüm kinini kusmakta, bunuda “devrimcilik” adına yapıyor. Ordu ile yan yana yürüyen TKP'nin hastalıklı zihninin bu noktaya geleceği belliydi. Miliyetçilik batağında debelenen bu kafaların Hatip Dicle için sarfettikleri sözler, ancak kendilerini ifade eder. Zira en büyük faşistlik, ezilen bir halkın mücadelesini ve özgürlük arayışını faşistlikle suçlamak değil midir? Nedir TKP'liyi bu kadar kızdıran! Cevabı şu: Hatip Dicle'nin DTK sözcüsü olarak Kürtlerin ulusal birlik amaçlı kongre yapmasını istemesi. Ne var bunda diyebilirsiniz; ama bu zat-ı muhterem ve siyasal hareketine göre, Kürtlerin böyle bir hakkı yok; çünkü bu ordularının dediği gibi, devletin üniter yapısı için tehlikedir. O zaman derhal karşı çıkmak lazım. Şimdi adında Komünist sözcüğü olan bir partinin düştüğü duruma bakın. Dünyanın her yanında ezilen ulusların kaderini tayin hakkını savunacaksın; ama söz konusu Kürtlerin hakkı olduğu zaman, şeriata karşı ittifak gücü olan yan yana durduğun ordu ve devlet ile aynı cephede olacaksın. Böyle bir komünistlik zaten bu ülkeye has bir durumdur; o yüzden şaşırmamak gerekiyor.
TKP uzun süredir çıktığı milliyetçilik yolculuğunda Perinçek'ten boşalan yeri doldurmaya çalışıyor, yarın küfürbaz Türk Solu dergisine talip olurlarsa bunu sürpriz saymamak lazım gelir; zira dilleri ve yaklaşımları arasında çok da fark yok. Bu işler “ülke bütünlüğü” ile başlar, “ordu güzellemesi, cumhuriyet nimetleri” derken “yüce Türk milletine hizmet etmeye! dönüşür. Bakın, Ergenekon için, “yurtseverlere dönük saldırı” diyen, cumhuriyetin yıldönümünde bildiri dağıtan, İttihat Terakki'cilere güzellemeler yapan, özlem duyan TKP 'nin bu yolda attığı adımlar ne kadar da uyumludur. Kürt hareketinden kaçan, gökten yağan yağmurda Amerika parmağı arayan; ama aradığı o parmağın desteklediği Ergenekoncuları, orduyu; bizzat cumhuriyetin kendisini eleştiri nesnesi haline getirmeyen bir komünist parti! nereye varacak, doğrusu merak ediyorum!
Şimdi bu zat- muhteremler bilmelidir ki "faşist" dedikleri Hatip Dicle ezilen halkının özgürlük mücadelesini verirken hiç bir bedeli ödemekten çekinmemiştir. Son dönemde tanık olduğumuz, Nazi kamplarındaki gibi elleri kelepçeli olarak “büyüklerinizin” zulmunü görürken bile başı dik yürümeye devam ediyordu. Hayatının her alanında dik durmayı görev olarak gören Hatip Dicle ve diğer Kürt özgürlük savaşçılarının mücadelesini anlayamamaktasınız; zira hiçbir zaman o mücadeleyi yürütmediniz, o bedeli ödemediniz. Kolaycı bir şekilde efendilerinizi ve kurbağaları ürkütmeden komünistlik yaptınız. Bugün de düştüğünüz milliyetçilik bataklığında küfür etmekle meşgulsünüz; ama yine de ayıptır.
Türkiye önemli bir kavşakta. Bu önemli kavşakta ezilenler ve mazlumların özgürlüğü mümkündür. Bu anlamda ezilenlerin sesi olması gereken sol, ilerici güçler de karar vermek zorunda. Tek varlık gerekçeleri Kürt halkına ve öncülerine küfür etmek olan ve milliyetçilikte sınır tanımayan TKP gibi yapılara daha ne kadar tahammül edilecek? İfade özgürlüğü ve demokrasi anlayışı ile bağdaşmayacak saldırganlıkta olan bu yapılara tavır konulmazsa solun toplum içerisindeki algılanışı farklı ve hastalıklı olacaktır. O yüzden artık bu tarz yapılara tavır almak, Kemalist-milliyetçi ordusever bu yapılarla ayrışmak gerekiyor.






